Suffisamment
1 ay önce

sevgili hırsız şimdi sana bir kaç lafım olacak: öncelikle bayağısın, ucuzsun: güzelim çaklıt kuuki'ler dururken gitmiş un kurabiyesi çalmışsın. üstelik aynı çantada beyaz nektarinler de vardı ki kilo fiyatı çikita muzun iki katı! naaabeer ;)
ayrıca ben muzu tek yemem, onun yanına danone süt de almıştım, onu unutmuşsun: safsın, dangalaksın!
evet sevgili alice hanımcılar,

zaman olgusunun tam da şuan bulunduğum noktasında, yapacağım herhangi bir hatanın dönüşü olmayacağı hissi, nasıl oldu da bu denli beni ele geçirdi inanın ben de bilmiyorum. halbuki bundan önce yaptığım birçok şeyin de dönüşü yoktu belki ben var sanıyordum ama bulamayınca anladım olmadığını. belki kırdığım kalplerin sahipleri için dönüşü olmayan birer andı o son sözler, ya da kafamı çevirip geçerken nehrin karşı kıyısında kaçırdığım güzelliklerin de bir dönüşü yoktu ben hiç farkına varmadım...
bazen uzlaşmak, bazen zıtlaşmak. tutmak, tutunmak, ya da sadece bırakmak... dinlemek; gözlerini kapatıp tüm varlığınla, ya da gözlerinin ucuyla baktığın adımlarda tıkırtılarla... yazmak: her biri benzersiz apayrı hikayeler, bazen bakışlarla, bazen tutuşlarla, bazen de susuşlarla... anlatmak: kelimelerin öksüz kaldığı zamanlarda konuşarak, ama en çok da o anlarda susarak...


tam olarak nasıl oldu hatırlamıyorum ama, bu haftasonu baytar kardeşimle, izmir kazan biz kepçe dolaşırken, muhtemelen de tam da vapurda sefa sürerken, vahiy oldu bana bu his. elimi uzatsam o ulaşılamaz gökyüzüne değebilirmişim gibi geldi. uzattım elimi, kimine göre boşluğa bana göre gökyüzü'ne: ve değdim! elime biraz mavi renk bulaştı, biraz da parlak beyaz, çok sevdim bunu ama kimselere belli etmedim. ne gerek var sonra onlar da gökyüzüne dokunmaya kalkarlar, renklerini karıştırır olmadık yerleri maviyle beyaza boyarlar...
geo dergisinin hangi aydan kalma olduğunu bilmediğim, diş sağlığı merkezinin bekleme salonundaki sayısında (höh ne açıklama ama:) okuduğuma göre, biz insanoğlunun her 8 dk'da bir söylemekten çekinmediği yalanlar zekayı geliştiriyormuş! entrikayı kuran da, onu çözmek için kafa yoran da beyninin kıvrımlarına kıvrım katıyormuş. kesinlikle katılıyorum, bir yalanı yaratmak , onu kurgulamak, onun sonuçlarını örtpas etmek için yeni yalanlar yaratmak gerçekten de fazlaca mesai gerektiren şeyler, ciddi tecrübe ve profesyonellik istiyor. sırf bu yüzden ben bu kadar fazla doğru söylüyorum, çünkü kolayıma geliyor, ha bu arada zekâm nasıl mı gelişiyor, tabii ki diğerlerinin yalanlarının üstünde csi'cılık oynarken...